Panik bozukluğunu anlayabilmek için panik atak, beklenti anksiyetesi ve agorafobi gibi kavramlar üzerinde durmak gerekmektedir. Bir örnek üzerinden anlamaya çalışalım: Bir gün evde otururken aniden, göğsünüzde sıkışma, çarpıntı, baş dönmesi, terleme, vücudunuzda uyuşmalar, bulantı ve boğulma hissi yaşamaya başladınız. Pencereleri açmanıza rağmen hava alamıyor gibisiniz. Kendiniz ya da çevrenizdekileri tuhaf ve farklı hissediyorsunuz. İçinizi saran korku öyle güçlü ki, o an kalp krizi ya da beyin kanaması geçirdiğinizi, kontrolünüzü kaybedeceğinizi ve hatta öleceğinizi düşünmeye başladınız. Bu şikayetler yaklaşık 10 dakika gibi bir sürede giderek şiddetlendi ve yaklaşık yarım saat içinde (bazı kişilerde daha uzun sürebilir) kendiliğinden geçti. Belki bu sırada en yakın acil servise başvurdunuz ve yapılan tetkikler normal olduğu için, korkulacak bir durum olmadığı ve bazen stres ile bu şikayetlerin yaşanabileceği söylenerek taburcu edildiniz. Yaşadığınız bu durum panik atağıydı.
Aradan belli bir süre geçti ve benzer şikayetleri bu defa da işteyken, okuldayken, arkadaşlarınızla otururken, televizyon izlerken ya da alışverişinizi yaparken tekrar yaşadınız. Yine o yoğun iç sıkıntısı, bunaltı, çarpıntı, nefes almada güçlük şikayetleriyle felç geçireceğinizi düşündünüz. Belki yine en yakın sağlık kurumuna başvurdunuz. Gerekli tetkikler yeniden yapıldı ama yeniden bir sorun olmadığı söylendi. Korkunuz artmaya başladı. Bu şikayetlere bir de bu atakların bir daha gelip gelmeyeceği, gelirse nerede, nasıl geleceği korkusu eklendi. Bu durum ise beklenti anksiyetesi, yani korku ataklarının beklenmesi olarak tanımlanır.
Geçen zamanla birlikte bu korku atakları hiç beklemediğiniz anlarda sizi sık sık ziyaret etmeye başladı. Kontrolünüzü kaybetme, çıldırma ve ölüm korkusu hayatınızı etkilemeye başladı. Ya dışarıda kalp krizi ya da beyin kanaması geçirirsem ya o sırada kontrolümü kaybedip kendime, eşime, çocuklarıma veya çevremdekilere zarar verirsem, garip davranışlar sergileyip insanlara rezil olursam, ya o sırada yardım alabileceğim kişi veya hastanelerden uzak olursam korkusuyla önlem alma ihtiyacı hissetmeye başladınız.
Başınıza bir şey gelirse korkusuyla dışarı yalnız başınıza çıkmaktan, evde yalnız başına kalmaktan, toplu taşıma araçlarına binmekten, işe gitmekten, kalabalık yerlere, çarşıya, pazara çıkmaktan, bazen asansöre binmekten, dar caddelerden geçmekten bile kaçınır hale geldiniz. Bu yaşadığınız sorunun adı ise “Agorafobi” dir, yani atağın geleceğini düşündüğünüz alanlardan kaçınma davranışı.
Kimileri için önlemler bir alandan kaçınmakla kalmaz. Baygın halde bulunurlarsa diye kişiler üzerinde yakınının, doktorunun telefon numarası ve adresini taşıyabilir, gittikleri yolun üzerinde herhangi eczane veya hastane olmasına özen gösterebilir, bayıldığında çalınacak korkusuyla takı takmayabilir veya kontrolünü yitirip kendisine ya da çevresindekilere zarar verme korkusuyla kesici aletleri bir dolaba kilitleyebilirler.
Kadınları erkeklerden daha fazla etkileyen panik bozukluğu ortalama 25-30 yaşlarında başlamaktadır. Bazı kişiler, gün içinde hepimizin yaşayabileceği hafif çarpıntı, terleme, baş dönmesi ve nefes alamama gibi durumları yanlış değerlendirerek o an kalp krizi geçirdiğini, felç olacağını ve aklını yitireceğini düşünebilir. Beyindeki nörotransmitter denilen bazı hormon değişikliklerinin hastalığın ortaya çıkışında etkisi olduğu gösterilmiştir.
Tedavide bazı durumlarda uygun doz ve sürede ilaç, bazı durumlarda psikoterapi, bazı durumlarda ise hem ilaç hem de psikoterapi ile hastanın yaşam kalitesi düzeltilir. Burada üzerinde durulması gereken en önemli nokta; tedavinin bireysel olduğudur. Yani tedavi hastadan hastaya değişir. Her ilaç, her hastada aynı etkiyi ya da aynı yan etkiyi yaratmayabilir. Bu nedenle kulaktan dolma bilgilerle ilaç kullanmak ya da bırakmak kesinlikle doğru değildir.