Depresyon

Herkes kendisini zaman zaman mutsuz, moralsiz ve karamsar hissedebilir. Bu nedenle her mutsuzluğa depresyon demek doğru değildir. Depresyon, kişinin hayat kalitesini bozan ruhsal bir çökkünlük durumudur. Kişiye depresyon tanısı koyabilmemiz için, semptomlarının en az iki hafta boyunca ve yaklaşık gün boyu sürmesi, ayrıca kişinin işlevselliğini bozması gerekir.

Depresyondaki kişi kendisini mutsuz, kederli, yetersiz, suçlu ve değersiz hissederken, kendini toplumdan soyutlamaya, içine kapanmaya, eskiden zevk aldığı aktivitelere karşı istek duymamaya, hayattan zevk almamaya başlar ve dikkati, konsantrasyonu, uykusu ve iştahında bozulmalar ortaya çıkar. Hayatıyla ilgili kararlar vermekte güçlük çeker. En kötüsü de tedavi edilmediğinde kişinin kimi zaman tüm bu yaşadıklarına bir çözüm olmadığını düşünmesi ve büyük bir çaresizlik hissi içinde intihara sürüklenebilmesidir. 

Depresyonun nedenleri nelerdir?

Depresyon her yaştan ve sosyo-ekonomik düzeyden insanı etkileyebilir. Depresyon kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülür ancak bunun nedeni, kadınların psikiyatri polikliniklerine erkeklerden daha sık başvuruyor olmaları olabilir.

Mevcut bilgiler depresyon hastalarında beyinde kimyasal iletimi sağlayan nörotransmitter denilen maddelerle ilgili bir dengesizliğin olduğunu göstermektedir. Bunun dışında büyük üzüntülere neden olabilecek kayıplar, iş, partner, evlilikle ilgili sorunlar, ülke ya da şehir değiştirme, yeni ve önemli yaşam olayları, işsizlik, erken yaşta ebeveyn kaybı, hamilelik, lohusalık, menopoz ve andropoz dönemleri, mükemmeliyetçi kişilik yapısı, daha önce depresyon geçirmiş olma, çocukluk döneminde cinsel veya fiziksel taciz öyküsü, bazı ilaçlar ve hastalıklar (tiroid hastalıkları, kansızlık vs.) depresyon riskini artıran nedenler arasında sayılabilir.

İrade ile depresyon arasındaki ilişki 

Klinik deneyimlerden çıkarılan sonuç şudur ki; çoğu insan depresyonu güçsüzlük veya iradesizliğin bir sonucu gibi düşünüyor ve bu durumdan utanıyor. Hatta bu nedenle erkeklerin başvuruları kadınlardan daha az oluyor. Bu çok büyük bir yanlış. Böyle durumlar için şöyle bir örnek verilebilir: Böbrek ya da karaciğerinizle ilgili bir hastalığınız olsaydı bundan utanır mıydınız? İrademle bunu yenebilirim diyebilir miydiniz? Alınan cevap “Elbette hayır” olur. O halde depresyon gibi genetik yatkınlık ve çevresel etkenlerle ortaya çıkan bir beyin hastalığı için de bu söylenemez. Bu nedenle tanı için, şikayeti olan kişilerin ayrıntılı öykülerini dinlemek, gerekli test ölçeklerini ve laboratuvar tetkiklerini zaman kaybetmeden yaptırmak ve tedaviye başlamak gerekir. 

Tedavi edilmemiş depresyonun, evlilik, iş veya sosyal yaşamımızın yara almasına neden olduğu, alkol ve madde kullanım bozukluklarına yol açtığı, diyabet, kalp hastalıkları gibi bedensel hastalıkların gidişini kötüleştirip ölüm riskini dahi arttırdığı düşünüldüğünde, tedaviye ne kadar erken başlanırsa yaşam kalitesindeki düzelmenin de o denli hızlı olacağını söylenebilir.

Tedavi, bazen terapi, bazen antidepresan ilaçlar, bazen de her ikisinin kombinasyonuyla yapılır. Bazı olgularda EKT (elektrokonvülsif terapi) düşünülebilir. Tedaviye uyum gösterildiği takdirde depresyon vakalarında iyileşme oranları oldukça yüksektir. Semptomları düzelmeyen hastalarda akla ilk gelen sebep tedavi uyumsuzluğu olur. 

Depresyon terapisi

Bugün bilinen çok sayıda terapi çeşidi var. Psikiyatri uzmanları ya da klinik psikologların terapi yapabilmeleri için belirli eğitim programlarından geçtikten sonra, denetim altında hasta takip etmeleri gerekir. Terapi eğitimi uzun, yapılandırılmış ve zorlu bir süreç olup bunu bir sohbet saati gibi düşünmek büyük hata olur. 

Örneğin bilişsel davranışçı terapilerde amaç, islevselliği bozan düşünceleri, davranışları ve nedenlerini bulmak, ardından bu düşüncelerin ve davranışların sağlıklı olanlarıyla değiştirilebilmesini sağlamak iken dinamik terapilerde amaç, bilinç dışındaki çatışmaları çağrışımlar aracılığıyla ortaya çıkarıp, bu çatışmaları terapist hasta arasındaki aktarım ilişkisinde çözümlemektir. Bazı hastalar için her bir terapi yönteminin iyileştirici ayrı bir yönü kullanılabilir. Kimi zaman dinamik, kimi zaman bilişsel, kimi zaman davranışçı kimi zaman da kişiler arası terapilerden faydalanılabilir. Önemli olan o an hastanın neye ihtiyacı olduğunun tespit edilip hastanın ihtiyacına uygun tedavi yöntemini uygulamaktır.